Felç hastası için duâ

Felç hastası için duâ

İmâm-ı Muhammed bin Sa’îd Busayrî hazretleri evliyanın büyüklerindendir. Kendisine felc hastalığı geldi. Bedeninin yarısı hareketsiz kaldı....

Vazifemiz ışık tutmak olmalı

Vazifemiz ışık tutmak olmalı

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Arazilerin, binaların, altınların, yani dünyadaki bütün varlıkların, Allah indinde sivrisineğin kanadı kadar değeri yoktur....

Hazret-i Hadice’nin rüyası

Hazret-i Hadice’nin rüyası

Sevgili Peygamberimiz yirmi beş yaşlarında iken, Mekke’de geçim sıkıntısı iyice artmıştı. Bu sebeple Mekkeliler, Şam’a gitmek üzere büyük...

Eden kendine eder

Eden kendine eder

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dinimiz, baştan sona iyilik etmek, din kardeşine faydalı olmak dinidir. Bir Müslümanın, din kardeşinin dünya veya...

Bir zaman gelir ki...

Bir zaman gelir ki...

Alışverişte, şübheli şeylerden kaçınmalıdır. Harama yaklaşan zâten âsî, günahkâr olur. Şübhe ettiği şeyleri, Ehl-i sünnet...

Seleme Bin Hişâm

Seleme Bin Hişâm

Kardeşlerinin işkence ettiği sahâbî. Mekke ufuklarını aydınlatan hidâyet nûru, kalb ve gönüllere yansıyınca, İslâmiyetin...

Kur’ân-ı kerimi anlamak isteyen

Kur’ân-ı kerimi anlamak isteyen

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Peygamber efendimiz, (Cemaatte rahmet, ayrılıkta azab-ı ilahi vardır) buyuruyor. Müslümanların başına ne geliyorsa, hep...

Sevginin şartı

Sevginin şartı

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Kişinin dini, arkadaşının dini gibidir. Bizim kim olduğumuz malum, ama asıl önemli olan bizim kimlerle beraber olduğumuzdur. Adamın...

Adalet ve tevazu

Adalet ve tevazu

Emevi halifelerinin büyüğü Ömer b. Abdülaziz Hazretleri, devlet başkanlığı sırasında kul hakkı ve sosyal adalet hususunda çok titiz davranırdı....

İçinizde en günahkâr benim

İçinizde en günahkâr benim

Ahmed Rufai hazretleri, bir gün talebelerine der ki: - İçinizde kim bende bir ayıp, bana yakışmayan bir hâl görüyorsa...

Sarık ve sakal

Sarık ve sakal

Eski elbiseli, fakir ve köse bir alim, bir kadı'nın mahkemesinde alimler sırasında üst sırada oturur. Kadı gerek giyiminden gerese tanımadığından olacak sert...

Vücutta bütün organlar …

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Dinimize, Ehl-i...

Hüseyin bin Ali

Cennet gençlerinin seyyidi. Ümm-i Hâris hazretleri anlatır: Birgün...

Hadice-tül Kübra

Peygamberimizin ilk hanımı. Hazret-i Hadice; güzelliği, malı...

Ne mutlu imanla ölene!

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bir hayvanı...

İlk insanlar

İlk insan ve ilk Peygamber Âdem...

Sahih-ül yed olmak esas…

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Ehl-i sünnet...

Kainatin Efendisi

Misk kokulu Abdülmuttali…

Peygamber efendimizin babası Hazreti Abdullah...

Bahira’nın beklediği mis…

Efendimiz on iki yaşlarında iken...

Zemzem kuyusu

Dede Abdülmuttalib’e, bir gün rüyasında...

Eshab-ı kiram

Osman-ı Zinnureyn

Meleklerin bile hayâ ettiği halîfe. Hazret-i...

Ebu Süfyan Bin Hâris

Peygamberimizin süt kardeşi. Ebu Süfyan bin...

Ebû Katâde

Resûlullahın süvârilerinden. Peygamber efendimizin develerini Medîne’de...

Hikmetli Sözler

Eden kendine eder

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İyilik...

Kâbe yerine Horasan’a git…

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Okyanusun...

Kullanma kılavuzu

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Kendi...

Peygamber efendimiz buyurdu ki: “Bizim ile münâfıklar arasındaki fark, yatsı ve sabah namazlarında bulunmaktır.''

Muhammed Ebherî hazretleri hadîs, kırâat, nahiv ve Mâlikî fıkıh âlimidir. İran’da Kazvin’de 289 (m. 902)’de doğdu. 375 (m. 986)’da Bağdâd’da vefât etti. Cemaatle namaz hakkında buyurdu ki:

Peygamber efendimiz (sallallahü aleyhi ve selem) buyurdu ki: “Cemâatle kılınan namaz, yalnız kılınan namazdan yirmiyedi derece daha üstündür.”

“Bizim ile münâfıklar arasındaki fark, yatsı ve sabah namazlarında bulunmaktır. Onlar bu iki namazda bulunmazlar.” Şöyle rivâyet edilir: “Selef-i sâlihîn, cemâatle tekbîri kaçırdıkları zaman, birbirlerine üç gün taziyede bulunurlardı. Cemâati kaçırdıkları zaman ise, yedi gün taziyede bulunurlardı.”

Ka’b-ül-Ahbâr (radıyallahü anh) buyurdu ki: “Dört kimse için mazeret yoktur. Birincisi, Mekke-i mükerremeye gidecek kadar imkânı olup da hacca gitmeyen, ikincisi, önüne konulmuş yemek olduğu hâlde, kapıda duran fakiri eli boş olarak geri çeviren. Üçüncüsü, emr-i ma’rûf ve nehy-i münkere (iyiliği yapıp, kötülükten menetmeye) gücü yettiği hâlde bunu terk eden. Dördüncüsü, ezanı duyup da ona icabet etmeyen kimse.”

Ebû Sa’îd-i Hudrî (radıyallahü anh) şöyle anlattı:

Biz, yedi kişi bir yerde bulunuyorduk. Yanımıza Resûl-i ekrem geldi ve “Rabbiniz ne buyuruyor biliyor musunuz?” dedi. Biz, “Allah ve Resûlü bilir” dedik. Bunun üzerine Server-i âlem; “Rabbiniz buyuruyor ki; kim evinde abdest alır, sonra ibadet etmek için câmiye gelirse, onun için benim katımda, kendisine azap etmeyeceğime dâir bir ahd olur” buyurdu.

Resûl-i ekrem efendimiz bir hadîs-i şerîfte; “Kırk gün, iftitah tekbirini kaçırmamak şartıyla, beş vakit namazı cemaat ile kılan kimseye; Allahü teâlâ, biri nifaktan, diğeri de Cehennemden azâd olmak üzere iki berât yazar” buyurdu.

Denildi ki: “Kıyâmet günü bir kavim, yüzleri parlak yıldızlar gibi olduğu hâlde haşrolunacaktır. Melekler “Siz ne amel işlediniz ki, yüzünüz böyle parlak?” diye sorarlar. Onlar “Ezanı duyunca başka hiçbir şeye bakmaz, hemen abdest alır, cemaata giderdik” derler. Sonra başka bir topluluk getirilir. Bunların yüzleri ise ay gibi parlamaktadır. Melekler onlara da amellerini sorunca, onlar da; “Biz dünyâda iken, vakit girmeden abdest alırdık” derler. Daha sonra başka bir topluluk getirirler. Onların ise yüzleri güneş gibi parlamaktadır. Onlara da amelleri sorulunca, “Biz ezanı mescidde dinlerdik” derler.