Hukûkî ve mâlî bakımdan "mükellef"ler varsa, dînî bakımdan da "mükellef"ler vardır. Akıllı olan ve bülûğ çağına giren erkek ve kadınlara “Mükellef” denilir.

Dinimizde, mükellef olan kimseler, Allahü teâlânın emir ve yasaklarından mesuldürler. Mükellef olan kimseye, önce îmân etmek ve sonra da ibâdet yapmak emrolunmuştur. Ayrıca, yapılması yasak edilen harâmlardan ve mekrûh işlerden de kaçınmaları lâzımdır.

Tarîfte geçen "Akıl", anlayıcı bir kuvvettir. Fâideliyi zararlıdan ayırt etmek için yaratılmıştır. Akıl, bir ölçü âleti gibidir. İki iyi şeyden, daha iyi olanını ve iki kötü şeyden, daha kötü olanını ayırır. Akıllı kimse, sâdece iyiyi ve kötüyü anlayan değil, iyiyi görünce onu alan ve kötüyü görünce de onu terk edendir. Akıl, göz gibidir. İslâmiyyet de ışık gibidir. Işık olmazsa göz göremez.

"Bülûğ çağı", erginlik yaşı/ergenlik çağı demektir. Erkek çocukların bülûğ çağına girmeleri, oniki yaşını bitirince başlar. Erkek çocuğun bülûğ çağına girdiğini gösteren alâmetler vardır. Bu alâmetler görünmezse, onbeş yaşına gelince, dînde bülûğ çağına girdiğine hükmedilir.

Kız çocuklarının bülûğa ermesi ise, dokuz yaşını doldurunca başlar. Dokuz yaşındaki kız çocuğunun bülûğa erdiğinin alâmetlerinin hiçbiri görünmezse, onbeş yaş tamâm olunca, bülûğ çağına girdiğine hükmolunur.

"Âkıl" ve "Bâliğ" terimi de vardır. Bu, "Faydalı ve zararlı olanı birbirinden ayırabilen ve evlenme çağına gelip gusül abdesti almaya başlayan akıllı kimse" demektir.

Büyük âlim ve velîlerden İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyurmuştur ki:

"Âkıl ve bâliğ olan erkeğin ve kadının birinci vazîfesi, Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdıkları inanılacak şeyleri öğrenmek ve bunlara uygun olarak inanmaktır. Kıyâmette yâni öldükten sonra Cehennem azâbından kurtulmak, onların bildirdiklerine inanmaya bağlıdır."

Seyyid, allâme İbn-i Âbidîn de şöyle buyurmuştur: "Her Müslümânın, çocuğuna 'Âmentü'yü (îmânın altı şartını) ezberletmesi, mânâsını, farzları (emirleri) ve harâmları (yasakları) öğretmesi lâzımdır. Âkıl ve bâliğ olunca; îmânı, İslâm'ı bilmeyen kimse Müslümân olmaz."

"Âmentü" esâsları yanî "Îmânın Şartları" altıdır: 1- Allahü teâlânın varlığına ve birliğine inanmak. 2- Allahü teâlânın "Melek"lerine inanmak. 3- Allahü teâlânın indirdiği "Kitâb"larına inanmak. 4- Allahü teâlânın görevlendirdiği  "Peygamber"lerine inanmak. 5- "Âhiret günü"ne inanmak. 6- "Kader"e, yani hayır ve şerlerin (iyilik ve kötülüklerin) Allahü teâlâdan olduğuna inanmak.

"Âkıl ve bâliğ her Müslümânın, her gün beş vakit namaz kılması farzdır. Kız ve oğlan çocuk yedi yaşına gelince, namaz kılmalarını emretmek velîsi üzerine vâcib (lâzım) olur. Oruç tutmaları için de emreder....." (İbn-i Âbidîn, Ebû Bekr Râzî el-Cessâs)

“Ef’âl-i mükellefîn (mükelleflerin işleri)” diye bir tabîr daha var. Yarın da ondan bahsedelim inşâallah...