Çalışmanın ödülü

Çalışmanın ödülü

Osmanlı padişahları tebdil-i kıyafetle sık sık halkın arasına girer, onlarla konuşur, insanların ve esnafın ne durumda olduğunu görüp anlamaya çalışırlardı....

Bir yabancının hac düşünceleri

Bir yabancının hac düşünceleri

18. yüzyılda Osmanlı ülkesine gelerek intibalarını yazan Hristiyan tarihçi M. A Ubucini, Müslümanların Hac ibadetini araştırdıktan sonra kendi dini...

Türk Adaleti

Türk Adaleti

Büyük ve uzun ömürlü devletler üstün adaletle kâimdir. Zulüm üzerine kurulmuş devlet ve imparatorluklarda olmuş ise de...

O iyi olunca herşey iyi olur

O iyi olunca herşey iyi olur

Bedenin her uzvu, kendine mahsus muayen, belli bir iş için yaratılmıştır. Hastalığı ise, hangi iş için yaratılmışsa, onu yapamamasıdır. Ya o işi hiç...

Dünya bizi terk etmeden biz terk edelim

Dünya bizi terk etmeden biz terk edelim

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Mübarek bir zat, ticaretle uğraşan talebesine, (İş yerinize, dost düşman her çeşit insan gelir. Tedbir alıyor musunuz?)...

Kendini beğenmek, şirke kadar götürür

Kendini beğenmek, şirke kadar götürür

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Yaptığımız iyilikleri unutalım, hatırlamayalım ve hatırlatmayalım. Söylersek başa kakmış gibi oluruz. Allahü teâlânın...

Aişe-i Sıddıka

Aişe-i Sıddıka

Peygamberimizin hanımlarından. Hazret-i Aişe validemiz, küçük yaşta iken okuma-yazma öğrenmiş olup, çok zekî ve kabiliyetli idi. Her...

İşini ihlâsla tam yapmak

İşini ihlâsla tam yapmak

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bir cemiyette herkes, üzerine düşen vazifeyi yaparsa, sistem düzgün çalışır. Vücudun işe yaraması organların...

Merhamet ve cömertlik

Merhamet ve cömertlik

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Merhamet imandandır. Bu din, bugüne kadar merhametle gelmiştir. (Yeminle söylüyorum, kim Allahü teâlânın...

Nevfel Bin Hâris

Nevfel Bin Hâris

Hâşimoğullarının en yaşlısı. Nevfel bin Hâris, Kureyş kervanını kurtarmak ve Müslümanlarla savaşmak için hazırlanan müşrik ordusuna...

Yumuşaklık insanın süsüdür

Yumuşaklık insanın süsüdür

İslâm ahlâkı ile ahlâklanmış bir müslüman, farzları yapar, haramlardan kaçınır. Haramlardan kaçınmak da, iki...

Nebati, hayvani ve insa…

Melekler yükselmezler, yaratıldığı mertebede kalırlar. İnsan...

İcâzetin sırrı

Akşemseddin hazretleri, Fâtih Sultan Mehmed Hân...

Ukbe Bin Âmir

Eshâb-ı suffadan. Ukbe bin Âmir, Medîne otlaklarında...

Altı cilt Mektubat'ın ö…

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Üç cildi...

Hüseyin Hilmi Işık Efen…

Merhum Enver Abimizin 2001 yılındaki taziye...

Nefsanî işin sonu, Rahm…

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bir genç...

Kainatin Efendisi

O’nun şanı yücedir!

Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam, sekiz yaşına...

Bahira’nın beklediği mis…

Efendimiz on iki yaşlarında iken...

O, bu ümmetin Peygamberi…

Şam yönüne gitmekte olan kervandakiler...

Eshab-ı kiram

Fatıma-tüz-zehra

Peygamberimizin en sevgili kerimesi. Hazret-i Fâtıma...

Tufeyl Bin Amr

Işık Saçan Sahâbî. Tufeyl bin Amr...

Abdullah Bin Zübeyr

Medîne'de muhâcirlerden ilk doğan sahâbî. Abdullah...

Hikmetli Sözler

Sormadan iş yapmaktan çok…

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Ehl-i...

Evliyaları sevmek

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü...

İyilik etmenin zirvesi

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: (Men...

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Peygamber efendimiz, (Faydasız ilimden sana sığınırım yâ Rabbî) diye dua ediyor. Bu dua, (Öğrendiklerimizle amel etmeli, yoksa vebal altında kalırız) demektir. Duyduktan, öğrendikten sonra yapmamak çok tehlikelidir. Çünkü hadis-i şerifte, (Âhirette en şiddetli azap, ilminden istifade etmeyen âlimlere olacak) buyruluyor.

İlim demek, illa yüzlerce kitabı ezberlemek değildir. Çünkü maksat, araba, uçak gibi bir vasıtayla Mekke’ye varmaktır. Bir vasıta ki Kâbe'ye, Mekke’ye götürmüyor, o vasıta ne işe yarar? İlimden maksat da, Allahü teâlânın rızasına kavuşmaktır. Bu maksada ulaşmaya faydası olmayan ilim vebaldir, yanlış bir şey öğrenmişiz demektir. Dolayısıyla işittiğimiz, öğrendiğimiz şeyi yapmak mecburiyetimiz vardır. Peygamber efendimiz, (İşitip öğrendiği hâlde, haramdan sakınmayan, Allah’ın emir ve yasaklarına uymayan, âhirette en şiddetli azabı görecektir) buyuruyor. Çünkü Allahü teâlâ, (Kulum, bunu sen işittin, öğrendin, filan kulum vasıtasıyla ben bunu sana bildirdim. Ne yaptın) buyuracak. Cevap veremeyenin hâli ne olur?

Allah korusun, biraz sıcaksa veya kaynarsa abdest suyuna bile dayanamayız. Cehennem çok dehşetli bir yerdir, hesap günü, çok dehşetli bir gündür. Âhirete dönelim, biraz kendimizle uğraşalım. Niye hep başkasıyla uğraşıyoruz? Biz çok mübarek bir kimse miyiz? Hiç mi hatamız, kusurumuz yok? Niye sağa sola dil uzatıyoruz? Belki de kısa bir zaman sonra öleceğiz. Biz neyi bekliyoruz, neye göre hesap yapıyoruz? Neye güvenerek hayırlı işlerimizi tehir ediyoruz?

Seyyid Abdülhakîm-i Arvasî hazretleri, (Bayezid Camiinde 30 sene imanı anlattım, anlayan 3-5 kişiyi geçmez) buyurmuş. Nasıl oluyor da bu kadar az anlayan çıkıyor? Anlamak, kalbe nakşetmek demektir, imanın kalbe yerleşmesi zordur. Mesela İmam-ı Rabbânî hazretleri, (Bir kimse Peygamberlerin yaptığı ibadetleri yapsa, fakat üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa, o hakkı ödemedikçe Cennete giremez) buyuruyor. Kul hakkının önemini anlayan bir kimse, ayaklarını uzatıp yatamaz. İnsan şehid olarak vefat edip, Cennetin kapısına kadar gitse bile, eğer üzerinde kul hakkı varsa, ilahi adalet yerini bulmadıkça Cennete giremez.