İmrân bin Husayn

İmrân bin Husayn

Meleklerle konuşan Sahâbî. İmrân bin Husayn, Hayber savaşında Müslüman oldu. Ondan sonraki bütün savaşlarda Peygamber efendimizin...

Yatarken okunacak duâlar

Yatarken okunacak duâlar

Yatağına E’ûzü ve besmele okuyarak girmeli. Sağ yan üzerine kıbleye karşı yatmalı. Sağ avucunu sağ yanağın altına koymalı. E’ûzü...

Allahü teâlâ seni her an görüyor

Allahü teâlâ seni her an görüyor

Bir gün askerler bir mahkumu meydana çıkarırlar. Suçu ağır olmalı ki çok kırbaç vururlar, derileri yarılır. Etlerinden kan sızmaya başlar....

Git, sebeplere yapış

Git, sebeplere yapış

Bir şahıs, heyecan ve ızdırapla, Cafer-i Sadık hazretlerinin huzuruna gelerek der ki: - Ne olursunuz efendim, Allah'a bana daha fazla rızk vermesi için dua edin,...

Dengeyi bulmak

Dengeyi bulmak

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İdarecinin çizdiği dairenin dışında hizmet etmeye çalışmak, daima, hem çalışana hem de büyüklere sıkıntı...

Akıl ve kalb ayrıdır

Akıl ve kalb ayrıdır

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Hiç kimse kendi kendine kurtulamaz. Çünkü dünya bir sarmaşık otu gibi insanın her tarafını sarmıştır. Bundan...

Akşam mümin, sabah kâfir!

Akşam mümin, sabah kâfir!

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Hakiki bayram, son nefeste Allah diyebilmek, imanla ölmektir. Muteber olan sondur. Son nefeste, Allah demek yerine (Aman doktor, kurtar...

İlk insanın yaratılışı

İlk insanın yaratılışı

İlk insan Âdem aleyhisselâm Peygamber idi. Melekler kendisine karşı secde etmişlerdi. Allahü teâlâ, balçık çamurundan insan şeklinde...

Servet ve şöhret birer tuzaktır

Servet ve şöhret birer tuzaktır

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bir talebenin hakiki talebe olabilmesi için iki hususiyet şarttır: 1- Edebli olması: Tasavvuf yolunun başı, ortası, sonu edebdir....

Abdullah Bin Abbâs

Abdullah Bin Abbâs

Tefsîr âlimlerinin şâhı. Resûlullah efendimiz Mekke’de iken, Abdullah ibni Abbâs’ın annesine buyurmuştu ki: - Senin bir oğlun...

Allah tevbe edeni affeder

Allah tevbe edeni affeder

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Her gaflet ve hatanın kefareti vardır. Müminlerin günahlarının kefareti, tevbe istiğfardır. Kur’an-ı kerimde mealen,...

Küfre düşmekten sakınma…

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Küçük günaha...

Vermezse Mabut

Sultan Mahmut han, tebdili kıyafet yaparak...

Sevgi büyükten, yukarıd…

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Evliya zatları...

Salihlerin sohbetinde b…

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İmam-ı Rabbânî...

Büyüklerin gözünden düş…

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Mevlana Halid-i...

Ribi Bin Âmir

Eshab-ı kiramın elçilerinden. Hazret-i Ömer'in hilafeti zamanı...

Kainatin Efendisi

Zulüm, had safhadaydı...

Yeryüzünün merkezi olan mübarek Mekke’de...

Muhterem annenin vefatı

Sevgili Peygamberimizin, üç-beş yaşlarında bile...

Süt anne Halime Hatun

Amine validemiz, nurlu yavrusunu kucağına...

Eshab-ı kiram

Sehl Bin Hanîf

Eshâb-ı kirâmın okçularından. Uhud gazâsında bir...

Ebû Dücâne

Resûlullah efendimizin fedâisi. Uhud harbinde sevgili...

Talhâ Bin Ubeydullah

İlk Müslüman olanlardan. Hazret-i Talhâ bin...

Hikmetli Sözler

Cennete giden yola girmek

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Allahü...

Kim sevilir, kim sevilmez…

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Müslüman...

Kavanozda kalan el

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Hindistan’da...

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Sahipsiz olmak felakettir. Çünkü âhirette de bir rehbere ihtiyaç vardır. Bu geçici dünyada bile, birine sormadan, levhalara bakmadan bir yerden bir yere gidemiyoruz. Âhirette hiç mümkün değildir. İmam-ı Rabbânî hazretleri gibi büyük zatların Ehl-i sünnet gemisine binenler çok şanslıdır. Bulunduğu kat, yaptığı hizmet önemli değildir. İster kaptan, ister temizlikçi olsun. Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri, (Gemi salimen karaya ulaşınca, kaptan yalnız kendisini değil, herkesi sahile çıkarır) buyuruyor.

Bu gemi, büyük bir gemidir, binen kurtulur. Geminin büyüklüğü, cüssesinden değil, kaptanından belli olur. (Geminin kaptanı Nuh aleyhisselam ise, o gemi selamettedir) buyurmuşlardır. Âlimler, peygamberlerin vârisidir. Büyüklerin kullandığı gemiye binen kurtulur. Fakat bu gemiye binmenin ağır bir şartı vardır. O şart, ihlâstır. İhlâsı olan bu gemiye biner, ihlâsı biten de iner. Yani gemiden düşen bilsin ki, ihlâsı bitmiştir. İhlâsı azaldıkça, güvertenin kenarına doğru gider. Sonra, Allah korusun bir fırtına, bir dalga olunca, yani en ufak bir imtihan veya sıkıntıda bu gemiden düşer gider. İhlâslı olmak sigortamızdır, güvencemizdir, gücümüz, kuvvetimiz, birlik ve beraberliğimizdir. İhlâssız olmak felakete gitmenin alametidir. İhlâs azalır, azalır, bittiğinde de, kişi kendisini deryanın ortasında bulur. Ondan sonra, köpek balıklarına yem olur. Yani, kötü arkadaşlara ve kendi nefsine mağlup olur.

İhlâsın ilk şartı, din kardeşini kendinden daha fazla sevmektir. Din kardeşine olan saygısı, muhabbeti, itaati, bağlılığı, kendisine olan muhabbetten daha fazla değilse, büyüklere olan muhabbeti de noksandır. En büyük tehlike, en büyük felaket, (Ben büyükleri seviyorum, ama bu talebesini sevmiyorum) demektir. Böyle söyleyenin, büyüklere olan sevgisi yalandır. Çünkü hocasını seven, hocasının sevdiğini sever, sevmediğini sevmez. Büyükler, bütün talebelerini severler. O hâlde, herkes birbirini sevmek zorundadır. Sevmeyen, güvertenin kenarına doğru yol alıyor demektir. Allah korusun, o hâlâ kendini gemide zanneder, ama işi bitmiştir. Ölünce anlar, ama iş işten geçmiş olur.