Yeni senenin farkı sadece duvardaki takvimi değiştirmek olmamalı. Geride bıraktığımız ve bir daha ele geçiremeyeceğimiz altın değerindeki bir yılımızın muhasebesini yapmalıyız.

Önümüzdeki pazar günü bir milâdi yıl bitecek ve pazartesi günü de yeni bir yıla yani 2018'e girmiş bulunacağız. Ömrümüzün bir senesi daha gitti. Kabir hayatına biraz daha yaklaştık...

Yaşadığımız ve yaşayacağımız üç hayatımız vardır: Bir dünya hayatı, iki kabir hayatı, üç ahiret hayatı... Bu üç hayatın en kısa olanı halen yaşamakta olduğumuz, daha ne kadar yaşayacağımızın belli olmadığı dünya hayatıdır. En kıymetli olanı da budur. Çünkü üç hayatımızı buradan kazanmak zorundayız. Bunun için geride bıraktığımız bir senenin değil her saatimizin kıymetini bilmeli ve en iyi bir şekilde değerlendirmeliyiz...

Bu yeni senenin farkı sadece duvardaki takvimi değiştirmek olmamalıdır. Geride bıraktığımız ve bir daha ele geçiremeyeceğimiz altın değerindeki bir yılımızın muhasebesini yapmalıyız.

Geçirdiğimiz yılda iyi ve yararlı işler yaptıysak onları bu yeni yılda artırmalıyız. Hatalarımızı da tesbit etmeliyiz, onları bir daha hiç yapmamaya veya daha az yapmaya şartlanmalıyız. Yeni yıl böyle kutlanır. Yoksa içki içmek, çam devirmek, evleri "Noel Ağacı" ile süslemek çılgınlıktan başka bir şey değildir.

Hristiyanların bu tutumunu elbette yadırgamıyoruz. Bizim yadırgadığımız husus başkadır. Biz, bir taraftan Müslüman olduğunu söyleyip, diğer taraftan Hristiyanlar gibi Noel kutlayan kimsenin varlığına şaşarız!..

Her yıl, aralık ayının son haftasında, bizimle aynı adı taşıyan birçok insanın, çocuklarının ellerinden tutarak, çarşıda pazarda çam ağacı aradığını, irili ufaklı hediye paketleri hazırladığını üzülerek görüyoruz. Hele içki tüketimi... 

Şunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmayalım ki; inançlarının gerektirdiklerini bırakıp, kendi örf ve âdetlerini terk eden bir topluluk kendisine olan güvenini kaybeder. Taklidine çalıştığı insanları kutsal kabul eder. Bu da telâfisi mümkün olmayan yaraların açılmasına sebep olur. O millet artık yok olmuş demektir. Kendisine güveni olmayan bir pehlivan, bir çocukla güreşirse kaybeder. 

Bir adam çocuğuna dese ki: "Bak yavrum! Şu çocuk nasıl giyiniyorsa sen de öyle giyin, nasıl yemek yiyorsa sen de öyle ye, o ne yapıyorsa sen de aynısını yapmaya çalış!" Bunları duyan çocuk şöyle düşünür: Onlara benzemez isek hiçbir değerimiz olamaz...

Şimdi söyleyin Allah aşkına! Bu çocukta kendine güven diye bir şey kalır mı? Dâima kendini bir "hiç" olarak görür, taklit ettiklerini ise üstün ve kutsal kabul eder. Bunun aksini hiç kimse iddia edemez. Bu da, bir milletin örf ve âdetleriyle beraber erimesi ve yok olması demektir. Cenâb-ı Hak, bizleri böyle bir tehlikeden muhafaza buyursun… Âmin…