"Kullarımdan birine bedeninde veya malında ve evlâdında bir musibet verdiğim zaman güzel bir sabır ile karşılarsa kıyamet günü ona hesap sormaktan hayâ ederim."

Akıllı mümin muhasebesini yapar, kârını zararını hesaplar. Eğer karşılaştığı sıkıntıya sabrederse alacağı mükâfatın, kaybettiğinden daha fazla olacağını bilir ve rahatlar.

Çektiğimiz acılar, ızdıraplar, uğradığımız felaketler geçicidir. Allahü teâlânın lütfu ihsanı ise nihayetsizdir. Sonsuzun yanında sonlunun ne kıymeti olabilir?

Âdem aleyhisselâmdan beri gönderilen bütün semavi kitaplar insanları ebedi yurda (ahiret nimetlerine) davet içindir. Üç günlük dünyaya takılıp kalmasınlar diyedir... Dünya ile ahiret iki kumaya benzer ki birini razı edersen diğeri küser. İşte bu yüzden şeytan kin güttüğü insanlara dünyayı sevdirir, ta ki ahiret aklına gelmesin.

Dünyayı kendinize köle ederseniz ne âlâ, yoksa o sizi kendisine köle eder. Şehvet dizgini ile gırtlağınızdan yakalar, istediği yöne sürer.

Hazret-i Ali radıyallahü anh vasiyetinde bizleri ikaz eder: "Dünyada çekilen bütün belâ ve sıkıntılar cehennem azabına nisbeten hiçtir."

Allahü teâlâ bir hadis-i kudside şöyle buyuruyor: "Kullarımdan birine bedeninde veya malında ve evlâdında bir musibet verdiğim zaman güzel bir sabır ile karşılarsa kıyamet günü ona hesap sormaktan hayâ ederim."

Sabretmek insanoğluna mahsustur. Zira acıkır, susar, üşür, hasta olur. Melekler aş istemez, su istemez, sabretmeleri de gerekmez. Hayvanlar ise akıldan mahrumdur, mükellef değildirler.

Kur'ân-ı kerimde 70'ten fazla âyet-i kerîme sabrı emir ve teşvik eder. Ki bunlardan biri de "Allahü teâlâ sabredenlerle beraberdir" müjdesidir.

Sabır üç türlü olur:

Birincisi ibadetleri yaparken karşılaşılan zorluklara sabır. Hacca gidenler uzun yollara, uykusuzluğa, sıcağa, izdihama tahammül edecek, oruç tutanlar aç kalacak, yemeden içmeden iftarı bekleyeceklerdir... Dünya imtihan yeridir, eğer sıkıntılar olmasa sâdıklar, riyakârlardan nasıl ayrılabilir? İbadetler zahiren güç görünseler de aslında zevklidir. Ruhun gıdasıdır. Hasta insana evvelce sevdiği yemekler, hoşlandığı meyveler acı gelir. Tedavi olunca eskiye döner, ağzının tadı düzelir.

İbadetlerden lezzet almayan da mânen hastadır, iyileşirse taatlerin tadını duymaya başlayacak, ömrü bereketlenecektir.

İkincisi günah işlememek için sabretmek. Diyelim bir mümin nefsine yeniliyor, arzularının peşinde koşuyor. Allah muhafaza, burada "günahtan kaçmaya" sabredemeyenin, orada "ateşte yanmaya" sabretmesi gerekecektir.

Üçüncüsü hastalıklara belâlara sabretmek. Dert, hastalık istenmez, ancak, geldiğinde de kurtulmaya çalışmalıdır. Hekime gitmeli, tedavi olmalı, ilaç kullanmalıdır. Netice alınsın veya alınmasın sabırlı olmalıdır. Biz Rabbimizden razı olursak o da bizden razı olur...