En büyük güneş Peygamber efendimizdir. Bu büyüklerden gelen feyz, insanın göğsüne kadar gelir. Ama içeri girmesi alıcıya bağlıdır. Alıcısı bozuksa girmez, bu da kendi kabahatidir.

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:


Güneş, ışığını ve ısısını herkese, her yere verir. Evliyalar da güneş gibidir. En büyük güneş Peygamber efendimizdir, sallallahü aleyhi ve sellem. Bu büyüklerden gelen feyz, insanın göğsüne kadar gelir. Ama içeri girmesi alıcıya bağlıdır. Alıcısı bozuksa girmez, bu da kendi kabahatidir. Mesela TV aleti bozuksa, diğer sağlam TV, yayınları alır, bu alamaz. Yayında kabahat yok, arıza TV'dedir.


Mevlana Hâlid-i Bağdadî hazretleri buyuruyor ki:

Büyüklerden feyz almanın üç şartı var:


1- Muhabbet: Muhabbet, bağlı bulunduğun zatı eşinden dostundan, herkesten daha çok sevmektir. Sevmenin alameti de, itaattir, söz dinlemektir. Allah'ı ve Resulünü sevmenin şartı da, onlara itaat etmek, emir ve yasaklarına riayet etmektir. İtaat olmayınca, sevgiden söz edilemez.

İki âyet-i kerime meali:


(Resulüm de ki: Allah'ı seviyorsanız, bana uyun.) [Âl-i İmran 31]


(Allah'a ve Resulüne itaat edin. İtaat etmezseniz [kâfir olursunuz],kâfirleri de elbette Allah sevmez.) [Âl-i İmran 32]


2- Edeb: En zor iş budur. Edeb haddini bilmektir, itaat edilmesi gerekenlere itaat etmektir. Şâh-ı Nakşibend hazretleri (Bizden istifade etmek isteyenlerin, bizim yola girenlerin yolun başında da, ortasında da, sonunda da edepli olması lâzım. Çünkü edebe riayet etmeyen, Allah'ın dostu olamaz) buyurdu. Yine büyüklerimiz, (En büyük edeb, ilahi hududu muhafaza etmek, emir ve yasağı gözetmektir) buyurdu. Haddini bilmek, aklın her şeyi bilemeyeceğini ve bilenlere tâbi olmak gerektiğini anlamak demektir.


3- Hizmet: Hizmette esas, soru sormamaktır. Ne derse peki denir. Sadece onlar, (Siz ne diyorsunuz?) derlerse, bir sefer fikrinizi beyan etme hakkı var. Ama sadece sorulduğu zaman. Sorulmuyorsa o da yoktur.

Çünkü merhum Hocamız buyurdu ki:


(Sorulduğu zaman bir kere fikir beyan edilir. Eğer söylenmezse emre itaatsizlik olur. Bir gün hocam, "Gözümden ameliyat olmamı söylüyorlar, sen ne dersin? Ameliyat olayım mı, olmayayım mı?" diye sormuştu. Ben de, "Efendim, bunların eline mübarek gözlerinizi teslim etmeniz bana uygun gelmiyor" dedim. Hocam da, "Zaten ben de öyle düşünüyor, öyle istiyordum" buyurdular. Hâlbuki mübarek gözlerinden rahatsızlardı. Son zamanlarda okumak için iki tane gözlük üst üste koyarlardı. Ama o zamana kadar sormadıkları için bir şey demedim. Dolayısıyla yolun aslı, esası bir şey sorulmadan fikir beyan etmemektir.)