21 Mayis 2012 Pazartesi - 17:14:07

Avustralya gâzîleri Yazdır e-Posta

Ekmek parası için, gurbet yollarına düşen iki Türk genci Avustralya'da çalışmaya başlamışlardı. Bunlardan Abdullah oradaki müslümanlar için kasaplık yapıyor, diğeri Kul Mehmet ise, dövme dondurma yapıp satıyordu.

Hayat böyle sakince devam ederken duydular ki, Türkiye Balkan Har-bi'ne girmişti. Her Türk genci gibi, derhal vatan müdafaası için yola çıkmak istediler. Hükümet buna müsaade etmedi.

İçleri kan ağlıyordu. 1914 senesinde bütün gazeteler, Türkiye'nin İngiliz, Fransız ve İtalyanlarla harbe tutuştuğunu yazıyorlardı.

Avustralya'da İngilizlerin yanında, Türklere karşı savaşacaktı. Bu maksatla asker toplanmaya başlanmıştı. Ülkenin birçok bölgesinden trenlerle asker sevkiyatı başlamıştı.

Kasap Abdullah ile Dondurmacı Kul Mehmet, bir köşeye çekilip bir plan yaptılar. Şöyle ki; madem ki, Avustralya askerleri Türklerle savaşmaya gidiyorladı, kendileri de burada bir savaş başlatacaklardı.

Bu maksatla birkaç tane tüfek ve bol cephane temin ettiler. Memlekete gitmek için kendilerine, izin vermeyen hükümet yetkililerine "Madem izin vermiyorsunuz, biz de size burada harp ilan ediyoruz" dediler.

Avustralyalı yetkililer bu söze gülüp geçtiler. Şaka zannettiler. Beri taraftan Abdullah ile Kul Mehmet, tüfek ve mermilerini alarak, Silver City’nin yakınındaki Brosen Hills dağlarına çıktılar. 1915 senesi Ocak ayı idi.

Yani Çanakkale'ye Anzak çıkarması yapılmadan üç ay evvel. Yılbaşı tatili olmasına rağmen trenler her taraftan hınca hınç insan dolu olarak, Türk gençlerinin çıktığı dağdaki dar boğazdan geçiyorlardı.

Broken Hills boğazına 1200 kişilik dolu bir tren yaklaşıyordu. Trene Millard isminde bir süvari ve adamları muhafız olarak refakat ediyorlardı. Tam boğaza girerken, trenin üzerine birden bire bir yaylım ateşi başladı.

Herkes şaşkına dönmüştü. Bu tecavüzü durdurmaya çalışan muhafız Millard, vurulup yere serildi. Trende birçok asker vurulup ölmüştü. Biraz sonra tren, içinde birçok ölü ve yaralılarla geri geri gitmeye başladı. Çünkü, onlara göre boğazı çok sayıda insan tutmuştu. Ve geçilemeyecekti...

Büyük bir askeri birlik, boğazdaki pusu kuran düşmanların üzerine gönderildi. Saatlerce çatışma oldu. Sonunda tepelerden ateş kesilmişti. Muzaffer Avustralya komutanı, dikkatlice tepeyi arattı.

Herkes tetikte idi. Birden bire yerde yatan Abdulah'ın cesedini buldular. Tüfeğinin mekanizması, açık kalmıştı. Anlaşıldı ki, mermisi bitmişti.

Biraz ilerde Dondurmacı Kul Mehmet, sağ eli göğsünün üzerinde hücuma kalkacak gibi yerde cansız duruyordu. O gün akşama kadar, Avustralya askerleri bu boğazda ve tepede boş yere askerleri aradılar.

Bunlar en az bir bölük olmalı diyorlardı. Ama nafile başka bir ceset bulamadılar.
Bu şanlı iki Türk, vatan topraklarından binlerce kilometre ötede tek başlarına bir harp başlatmışlar ve şehadet şerbetini içmek şerefine kavuşmuşlardı. Ne mutlu vatan millet yolunda şehid olanlara.

 

İmanı korumanın şartı
Resim
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: İnsandaki en büyük nimet, iman nimetidir.... Devamı...
Demirden gömlek!..
Resim
Müşriklerin en çok işkence ettiklerinden biri de Habbab bin Eret... Devamı...
İki azılı düşman...
Resim
Böylesi görülmemiş... Bunca eza altında, hidayet yolundan dönen,... Devamı...
Ahiret yolunda lazım olan dört şey
Resim
Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Ahirete giden yolda şu dört şey lazımdır:... Devamı...
Şöhret afettir
Resim
* Şöhret afettir. Şöhret iki türlüdür: Birincisi, bir kimse şöhret... Devamı...

Kelam-ı kibar

Güzel ahlâk; güler yüzlülük, cömertlik ve kimseyi üzmemek demektir.
Hadîs-i şerîf -