18 Mayis 2012 Cuma - 01:15:28

Ebu Zer-i Gıfari ve ilk selam... Yazdır e-Posta

İnsanlar, birer-ikişer hidayete kavuşuyordu... İslâmın nuru Mekke dışında da yayılarak âlemi aydınlatmaya başlamıştı artık...
İslâmın doğuş ve yayılışı haberi dalga dalga yayılıyordu her tarafa... Nihayet bu haber, Beni Gıfar kabilesine de ulaştı.
Ebu Ebu Zer-i Gıfari bu haberi işitir işitmez kardeşi Üneys’i Mekke’ye gönderip, durumu araştırmasını istedi. Üneys, dönüşte;
dedi.
- Vallahi hep hayrı, iyiliği emreden ve kötülüklerden sakındıran pek yüce bir zat gördüm,
Ebu Ebu Zer-i Gıfari sordu: - Peki, insanlar O’nun hakkında ne diyorlar? - Şair, kahin, sihirbaz diyorlar. Fakat O’nun sözleri kahinlerin, sihirbazların sözlerine
benzemiyor. Ayrıca söylediklerini, şairlerin her çeşit şiirleriyle karşılaştırdım. Onlara da benzemiyor. Benzeri olmayan bu sözler hiç kimsenin sözüyle de ölçülemez. Vallahi, o zat hakkı bildiriyor, doğruyu söylüyor. O’na inanmayanlar yalancı ve sapıklık içindedirler!.
Ebu zer-i Gıfari bu haber üzerine Mekke’ye gitmeye ve Peygamber efendimizi görüp Müslüman olmaya karar verdi. Mekke’ye varınca, halini kimseye anlatmadı.
Ebu Zer, Mekke’de kimseyi tanımıyordu. Garib ve yabancı idi. Bu bakımdan kimseye birşey sormadı. Kabe’nin yanında Resulullah’ı görmek için fırsat kolluyor, nerede olduğunu öğrenmek için bir işaret arıyordu.
Akşam üstü bir sokak köşesine çekildi. Hazret-i Ali, Ebu Zer’i gördü. Garib olduğunu anlayarak evine götürdü. Halini sormayınca Ebu Zer de sırrını açmadı. Sabah olunca tekrar Kabe’ye gitti. Akşama kadar dolaştığı halde isteğine ulaşamamıştı. Önceki yere gidip oturdu.
Hazret-i Ali, o gece yine oradan geçiyordu. “Bu biçare hâlâ evini öğrenememiş” diyerek tekrar götürdü. Sabahleyin yine Beytullah’a gitti ve oturduğu köşeye çekildi. Hazret-i Ali tekrar evine davet etti. Bu defa nereden ve niçin geldiğini sordu. Ebu Zer cevap verdi:
- Burada bir peygamberin çıktığını işittim. O’nunla görüşmek ve O’na kavuşmak için geldim.
- Şimdi ben o zatın yanına gidiyorum. Beni takib et, benim girdiğim eve sen de gir. Eğer yolda sana bir kimsenin zarar vereceğini anlarsam, ayakkabımı düzeltiyorum gibi davranırım. O zaman beklemeden beni geçip yürürsün!
Ebu zer-i Gıfari, hazret-i Ali’yi takib etti. Sonunda Peygamberimizin mübarek yüzünü görmekle şereflendi. Ve; “Esselamü aleyküm” diyerek selam verdi.
Bu selam İslâm’da verilen ilk selam ve Ebu zer-i Gıfari de ilk selamlayan kimse oldu. Peygamber efendimiz selamına cevap verdikten sonra sordu:
- Sen kimsin?
- Ben Gıfar kabilesindenim
- Ne zamandan beri buradasın?
- Üç gün üç geceden beri buradayım.
- Seni kim doyurdu?
- Zemzemden başka bir yiyecek, içecek bulamadım. Zemzemi içtikçe, hiçbir açlık ve susuzluk duymadım.
- Zemzem mübarektir. Aç olanı doyurur.
Bundan sonra Ebu zer-i Gıfari, Peygamber efendimize; “Bana İslâm’ı bildir” dedi. Peygamberimiz, ona Kelime-i şehadeti okudu, o da söyleyerek, İslâmiyet ile şereflenip, ilk Müslümanlar arasına katıldı.

 

Bu gelen ne güzel yolcu
Resim
Sevgili Peygamberimiz, Mirac olayının Kudüs’ten sonrasını şöyle... Devamı...
Söyleyecek yalan bulamadılar
Resim
Her sene çeşitli şehirlerdeki insanlar, belli günlerde Kabe-i... Devamı...
Hak hukuk
Resim
Kânunî Sultan Süleyman Han’a neden ‘Kânunî’ dendiğini hiç... Devamı...
İnsanı en son terk eden huy
Resim
* İnsanı en son terk eden kötü huy emretme, şef olma arzusudur. Bu arzu... Devamı...
Dünya karanlığa gömülmüştü
Resim
Fahr-i kâinat efendimiz doğmadan önce, bütün âlem, manevi yönden... Devamı...

Kelam-ı kibar

Müslüman olmayan komşunun bir hakkı, Müslüman komşunun iki hakkı, akraba olan komşunun üç hakkı vardır.
Hadîs-i şerîf -