Günlerden sıcak bir yaz günüymüş. Afacan Nurcan’ın dedesi Mehmet dedenin
ahırında çok sayıda büyükbaş hayvan varmış.
Mehmet dede sığırlarını otarmaya götürürken, afacan torununu da yanına alırmış.
Yine bir gün Afacan Nurcan ve Mehmet dede sığırları ‘Büyükbağ tarlasına’
otarmaya götürmüşler.
Mehmet dede, sığırlardan çok korktuğunu bildiği için, torununu, Büyükbağ’ın dik
yamacından tepeye çıkartmış ve “Ben inekleri Büyükbağ’a kapatıp gelinceye kadar
burada otur, sakın bir yere ayrılma!” diye de tembihlemiş.
Tembihlemiş tembihlemesine ama ne olduysa Mehmet dedenin Afacan Nurcan’ı
çıkardığı yokuşu inmesiyle bir olmuş.

Afacan Nurcan dedesinin arkasından basmış yaygarayı ama bu seferki bağırışları
daha önceki bağrışmalarına hiç benzemiyormuş.
Mehmet dede, yıkılıp yuvarlanmadan zar zor indiği dik yokuşu, afacan torununun
bağırmasıyla bu defa öyle bir hızla ve koşarcasına çıkmış ki, neredeyse nefes
alamayacakmış.
Afacan torunu can havliyle bağırırken, yokuş yukarı nasıl koşarak çıkmasın ki;
tepeye doğru hızla tırmanırken bir taraftan da, “Ya başına kötü bir şey geldiyse”
diye düşünüyormuş.
Mehmet dede tıknefes bir vaziyette torununa yaklaşırken, bu arada sahipsiz kalan
sığırlar da etrafa dağılmış.
Bir an önce torununun imdadına yetişmeye çalışan Mehmet dede, Afacan Nurcan’ın
yanına yaklaşınca soluk soluğa sormuş:
-Ne oldu evlâdım ödümü kopardın, yoksa sürüngen mi gördün?
Mehmet dede, torununun yılan veya kertenkele görüp korktuğunu sanmış. Afacan
Nurcan da hiç ara vermeden bağırarak yerinde zıplıyormuş:
-Dede, Dedeee! Bak omzuma bir şey girdi hem de ses çıkarıyor, dede çabuk, yoksa
beni ısıracak!
Mehmet dede, hemen Afacan Nurcan’ın elbisesinin yakasını açıp omzuna bakmış ki
bir de ne görsün!
O sımsıcak yaz gününde afacan Nurcan’ın omzunda ses çıkarıp da Mehmet dedeyi bir
solukta yokuşun başına çıkaran şey, meğerse küçücük bir çekirgeden başkası
değilmiş!
Mehmet dede çekirgeyi Afacan Nurcan’ın omzundan alıp yere koyacakmış fakat
canını kurtaran çekirge bir sıçrayışta yere atlayıp oradan uzaklaşmış.
Mehmet dede ise torununa sitem etmiş:
- Hay Allah müstehâkını versin e mi! fiu kadarcık çekirge yüzünden mi o kadar
bağırdın da benim ödümü koparttın! Zavallı çekirge sıcaktan bağırıyor, seni
yiyeceği için değil!
Afacan Nurcan korku dolu gözlerle dedesinin gözlerine bakmış ve demiş ki:
-Ama dede ben onun çekirge olduğunu nerden bileyim, hem çekirgeler de insanları
ısırmazlar mı?
- Isırmazlar evlâdım, hiçbir hayvan kendisine zarar vermeyen çocukları ısırmaz.
Ama sen hayvanlara eziyet edersen, canlarını kurtarmak için ısırmak zorunda
kalabilirler.
Afacan Nurcan, dedesini yorduğu için üzülmüş:
-Dedeciğim, seni koşturup yorduğum için özür dilerim.
-Önemli değil evlâdım, yine çağırsan ben hemen koşarım ama sen de öyle ufacık
şeyler yüzünden bağırıp, beni telaşlandırma.
-Peki dedeciğim, bir daha yavaş bağıracağım.
Mehmet dede torununun yavaş bağıracağına pek ihtimal vermese de, onun söz
dinleyip hemen “Peki” demesini takdir etmiş:
-Aferin benim akıllı yavrum.
Yokuşu tekrar inen Mehmet dede, kaçan sığırlarını bahçeye toplamış ve dede ile
torun el ele tutuşup evlerinin yolunu tutmuşlar.