“Bir daha kızımı rahatsız ettiğini görürsem seni yaşatmam bilmiş ol! Şimdi buradan defol git!..”

 

Çalıştığım iş yerinin önünden geçiyordu. Bir gün beş gün derken gözüm artık onu arar olmuştu. Ona karşı yüreğimde bir şeyler kıpırdanmaya başlamıştı… İçimde bir yakınlık hissettim. Bu hâl beni araştırmaya yöneltti, sonuçta takip ederek evlerini öğrendim...

Annesini babasını kardeşlerini uzaktan tanıdım. Niyetim ciddi bir yuva kurmaktı. Memleketimizde gelenek göreneğimize göre dünür göndermem gerekirdi. Yan sokakta oturan akrabalarımla konuşup evlerine dünür gönderdim.

Bize verdikleri cevap hayal kırıklığıydı; “Size verecek kızımız yok” dediler.

Ama ben onu sevmiştim, hemen vazgeçmek istemedim. Kendi kendime “belki kendisiyle konuşursam, niyetimi anlatırsam kabul eder, anlaşır evlenebiliriz” dedim. Kim bilir kız benimle yüz yüze konuşmak ve beni yakından tanımak istemiş olabilir diye düşündüm...

Bu düşüncelerle iş çıkışında kendisini takip ederek peşinden gittim… Ah bu ezikliğin gözü kör olsun. Kendime güvenim mi yoktu, utanıyor muydum; çok mu seviyordum da dilim tutuluyordu bilemiyorum, söyleyemedim… Diyemedim… Cesaret edip de bir türlü dileğimi kendisine açıklayamadım. Bu hâlimle ona askıntılık yapan biri durumuna düştüğümün farkında bile değildim.

Aslında o da benim kendisine olan ilgimi görmüş ve bu durumu babasına anlatmış. Babası da “dünür geldiler, hayır dedik. Bu adam kızımın peşinde hâlâ niye dolaşıyor?” diyerek bana haddimi bildirmek istemiş.

Birkaç gün sonraydı. İş çıkışı yine kızın peşinden gideceğim, “bu defa niyetimi kesin açıklayacağım” diye düşünürken babası çıkmasın mı önüme? Dondum kaldım. Ne diyeceğimi bilemedim. Adam üzerime yürüyüp haykırdı:

“Bir daha kızımı rahatsız ettiğini görürsem seni yaşatmam bilmiş ol! Şimdi buradan defol git! Elimden bir kaza çıkmadan!”

Sustum yine… Yine hiçbir şey diyemeden oradan uzaklaştım… Bir daha da onu görmeye bile cesaretim olmadı… Hasret çekmek daha da zormuş meğer. Geceler sabah, sabahlar akşam olmuyordu. Onu göremiyordum ama gözümün önünden hiç gitmiyordu…

Aradan geçen zamanda; üzüntü ve kederle geçen birkaç gün sonraydı. İş çıkışı gördüğüm manzara ile beynimden vurulmuşa döndüm. Yanında bir genç ile benim iş yerimin önünden el ele kol kola geçiyordu. Bir gün iki gün üç gün derken bu geçişin beni kıskandırmak için olduğunu anlamıştım. Çünkü bir tesadüf değildi ve olamazdı.